Olimpiya’dan Gazimağusa’ya: Neden Olmasın?
Olimpiya’dan Gazimağusa’ya: Neden Olmasın?

Olimpiyatların kayıtlı tarihi, milattan önce 776 yılında Antik Yunan’daki Olimpiya’ya uzanıyor. Farklı kentlerden sporcuları bir araya getiren bu yarışmaların tarihsel mirası, 1896’da Atina’da düzenlenen ilk modern Olimpiyat Oyunları ile yeni bir uluslararası buluşmaya dönüştü. Bugün dünyanın en büyük spor organizasyonlarından biri olarak gördüğümüz olimpiyatların geçmişinde, bir fikre inanmak ve onu gerçekleştirmek için çalışmak var.
“Nereden çıktı şimdi olimpiyat konusu?” diyebilirsiniz. Bu kısa tarihsel girişin nedeni, DAÜ Rektörü’nün Futbol tenisi Dünya Şampiyonası’nın kapanış konuşmasında ortaya koyduğu bir hedefti: Futbol tenisi neden olimpiyatların bir parçası olmasın?
Doğrusu bu soruyu çok değerli buldum. Sayın Rektörü, tamamlanan bir organizasyonun ardından geleceğe ilişkin böyle bir hedef ortaya koyduğu için tebrik ediyorum. Çünkü kurumların ufku, gerçekleştirdikleri işlerin ardından hangi yeni soruları sorabildikleriyle de genişler.
Önceki yazımda, DAÜ’nün farklı ülkelerden sporcuları aynı sahada buluşturmasının anlamı üzerinde durmuştum. Üniversitenin dünyayla kurduğu ilişkinin, kampüste yaşanan karşılaşmalarla derinleştiğini vurgulamıştım. Rektörümüzün açılış konuşmasında değindiği ‘Sağlıklı Yaşam ve Spor Yılı’ temasını da bu çerçevede önemsiyorum. Gençlerin bedensel, zihinsel ve sosyal gelişimini üniversitenin ortak gündemine taşıyan bu yaklaşım, kapanışta dile getirilen olimpiyat hedefiyle geleceğe dönük yeni bir boyut kazandı.
Olimpiyatların tarihi, sporun ufkunun değişebildiğini gösteriyor. Örneğin squash ve bayrak futbolunun Los Angeles 2028 programına alınması, yeni branşların olimpiyat sahnesinde kendilerine yer bulabildiğinin güncel örnekleri arasında. Elbette her branşın önünde kendine özgü koşullar ve uzun bir çalışma süreci bulunuyor. Ancak bugünkü durumu, geleceğin değişmez sınırı olarak kabul etmek zorunda değiliz.
Futbol tenisinin olimpiyatlara uzanan yolculuğu da uluslararası iş birliği, yaygınlaşma ve güçlü bir kurumsal çalışma gerektirir. Rektörümüzün sorusunun asıl değeri, bizi bu emeği düşünmeye çağırmasındadır. ‘Neden olmasın?’ sorusunu, ‘Bunun için ne yapabiliriz?’ sorusu izlediğinde bir hayal, üzerinde çalışılabilecek bir hedefe dönüşmeye başlar.
Bir Vakıf Yöneticiler Kurulu üyesi olarak DAÜ’nün bu düşünceye katkı sunabilecek birikime sahip olduğuna inanıyorum. Spor bilimlerinden iletişime, eğitimden organizasyon yönetimine kadar farklı alanlardaki bilgi ve deneyimimiz, federasyonlarla kurulacak iş birlikleriyle buluşabilir. Ev sahipliğinde kazanılan deneyim, yeni araştırmaların, öğrenci katılımının ve uluslararası ilişkilerin başlangıcı olabilir.
Tam da burada, böylesine önemli bir buluşmanın toplumun liderleri tarafından nasıl karşılandığına da değinmek istiyorum.
Organizasyonu düzenleyenlerin aktardığına göre Sayın Cumhurbaşkanı Tufan Erhurman kapanış törenine katılacağını iletmiş, fakat sağlık nedenleriyle kapanış törenine katılamamış ve spor danışmanını göndermiş. Kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Danışmanı aracılığıyla temsil edilmesini de anlamlı buluyorum.
Bununla birlikte, bu ölçekte uluslararası bir etkinliğe ilişkin Sayın Cumhurbaşkanı’nın kamuoyuna yönelik bir açıklamasını doğrusu görmedim. Bu yazıyı kaleme aldığım sırada yapılmış, ancak benim karşılaşmadığım bir açıklama varsa elbette bu değerlendirmemin o çerçevede okunması gerekir.
Benim üzerinde durmak istediğim, törene katılımın ötesindeki toplumsal sahiplenmedir. Bir toplum liderinin, ülkesinde farklı ülkelerden sporcuları buluşturan böyle bir organizasyona kamuoyu önünde destek vermesini beklerdim. Sporcuların emeğini takdir eden, organizasyonu gerçekleştirenlere teşekkür eden ve bu buluşmanın ülkemiz açısından değerini vurgulayan bir mesaj önemli olurdu.
Çünkü liderlerin sözleri, toplumun neye değer verdiğini de görünür kılar. Sporun, gençliğin ve uluslararası buluşmaların önemsendiğini duymak; sahadaki sporcuya, organizasyonda çalışan görevliye ve tribündeki gence cesaret verir. Ülkemizin dünyayla bağ kurduğu böyle anların daha güçlü biçimde sahiplenilmesi gerektiğine inanıyorum.
Rektörümüzün ortaya koyduğu hedefin bende uyandırdığı düşünceyi de paylaşmak isterim. Onun futbol tenisinin geleceğine ilişkin hayaline ben de bir hayal ekleyeyim: 2036 Yaz Olimpiyatları’nın Türkiye’mizde düzenlenmesi ve futbol tenisinin de olimpiyat programının bir parçası hâline gelmesi.
Bunu gerçekleşmesi kesin bir gelişme olarak değil, gerçekleşmesini arzuladığım bir gelecek olarak ifade ediyorum. Böyle bir geleceğin ardında yıllara yayılan hazırlık, diplomasi, sportif gelişim ve kurumsal iş birliği bulunacaktır. Hayalin değeri de insanı bu sorumlulukları üstlenmeye çağırmasındadır.
Düşünün; bugün Gazimağusa’da izlediğimiz bir branşın sporcuları, bir gün Türkiye’de olimpiyat sahasına çıkıyor. Bugün tribünde oturan bir genç, o gün sahada ülkesini temsil ediyor. Burada başlayan bir tanışıklık, yıllar süren bir spor iş birliğine dönüşüyor. Böyle bir ihtimali düşünmek bile bugün yaptığımız işlere daha uzun bir zaman ufkundan bakmamızı sağlıyor.
‘Sağlıklı Yaşam ve Spor Yılı’ vizyonunun da bu ufku beslemesini diliyorum. Daha fazla öğrencinin spor yapması, yeni branşlar denemesi ve hareketi gündelik hayatına katması, büyük hedeflerin dayanacağı zemini güçlendirecektir. Olimpiyat hayali, sporun kampüste ve toplumda yaygınlaşmasıyla anlam kazanır.
DAÜ’de gerçekleşen şampiyona sona erdi. Fakat kapanışta ortaya konulan sorunun açık kalmasını isterim. Bu soruyu yeni çalışmalarla, ilişkilerle ve somut adımlarla yaşatabiliriz.
Sayın Rektörü bu ufku ortaya koyduğu için bir kez daha tebrik ediyorum. Şimdi bizlere düşen, o hedefin etrafında hangi katkıyı sunabileceğimizi düşünmektir.
Olimpiya’dan bugüne uzanan tarih, insanların spor aracılığıyla kurduğu dünyanın genişleyebildiğini gösteriyor. Belki yıllar sonra, Gazimağusa’da dile getirilen bu soruyu da anlamlı bir başlangıç olarak hatırlarız:
Neden olmasın?




